Dr. Sadık Ahmet


“...Ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk‘üm ve öyle kalacağım. Bu mesajımla Batı Trakya azınlığına sesleniyorum ve Türk olduklarını unutmamalarını söylüyorum.”
Dr. Sadık Ahmet

İkamet Tezkeresi Hk. DUYURU

Yabancılar Şube Müdürlüğünün Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne bağlanması ile İkamet Tezkeresi(Yeni veya Uzatma) almak durumunda olan soyadaşlarımıza duyrulur.

İstenilen Belgeler İçin Tıklayınız

 

 

Dernek Faaliyetlerimizi Twitter ve Facebook Adresimizden de takip edebilirsiniz.

BTTDD Belgeseli


Get the Flash Player to see this player.

Site İstatistik

BugünBugün14
DünDün825
Bu HaftaBu Hafta839
Bu AyBu Ay18035
ToplamToplam1180102

Batı Trakya, 1913 yılından I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Bulgaristan’ın egemenliği altında kalmıştır. I. Dünya Savaşı sonunda San Remo Anlaşması’nın imzalanmasından sonra Yunanistan, müttefiklerinin de yardımıyla Batı Trakya’yı işgal etmiştir.

Misak-ı Milli, Batı Trakya’nın hukuki statüsünün belirlenmesi için plebisit (halk oylaması) yapılmasını öngörmüştür. Ancak, Paris Barış Konferansı’nda Batı Trakya’nın Yunanistan’a bırakılması görüşülmüştür. İlk önce, Kasım 1919’da Neuilly Anlaşması ile Bulgaristan’dan alınarak Fransız himayesine bırakılan Batı Trakya, Mayıs 1920’de Yunanistan’a verilmiştir. Ve nihayet 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması ile tamamen Yunanistan’a bırakılmıştır.

İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya ile Yunanistan arasında imzalanan bu anlaşma Yunan Sevr’i olarak bilinmekte ve “Yunanistan’daki Azınlıkların Korunmasına İlişkin Anlaşma” adını taşımaktadır.

Başlangıç bölümünde, 1913 yılının başından beri Yunan Krallığı’nın topraklarını büyük ölçüde genişlettiğini vurgulayan Yunan Sevr’i, bu ülkede yaşayanlara hiçbir ayrım gözetmeden hak eşitliği sağlanmasını ve bu hakların “krallığa eklenebilecek topraklarda da” geçerli olmasını öngörmektedir. Anlaşmanın azınlıklar ile ilgili maddeleri şöyledir:

1, 2 ve 8. maddeler dahil, bu maddeler arasındaki hükümler temel yasa niteliğindedir. (Madde 1)Ülkedeki bütün insanlar; din, dil, soy, yurttaşlık farkı gözetilmeksizin yaşama hakkına sahiptirler ve herkes dinî ibadetlerini serbestçe yerine getirebilir. (Madde 2)
Yunan uyruğundaki bütün insanlar, yasa karşısında eşit olup aynı siyasi ve kişisel haklardan yararlanırlar. Uyruklar arasındaki din farkı, memur olma, işe girme gibi durumlarda etkili olamayacağı gibi bu insanlar özel işlerinde ve yayınlarında istedikleri dili de kullanabileceklerdir. (Madde 7)
Azınlıklar, harcamaları kendilerine ait olmak üzere dinsel, toplumsal kurumlarla okullar kurma ve denetleme hakkına sahip olup burada kendi dillerini kullanabilirler. (Madde 8)
Azınlıkların düzenli olarak bulundukları bölgelerdeki resmi okullarda, azınlığın dilinde eğitim yapılacak ve azınlıkların toplu olarak bulundukları yerlerde devlet ve belediye gibi kamu bütçelerinden bunlara bir miktar ayrılacaktır. Bu hüküm, 1 Ocak 1913’ten sonra Yunanistan’a katılan topraklarda geçerli olacaktır. (Madde 9)
Müslümanlar, kişisel durum ve aile hukuku ile ilgili sorunlarını İslam gelenekleri çerçevesinde çözebileceklerdir. Ayrıca cami, mezarlık gibi İslami kuruluşlar güvenceye alınmıştır. Azınlığa ait vakıflar ile diğer dinî ve insani kuruluşlar da tanınmaktadır. (Madde 10)
Yunanistan ile anlaşmaya katılan diğer devletler arasında veya Milletler Cemiyeti Konseyi’ne üye olan herhangi bir devlet arasında bu hükümler konusunda bir anlaşmazlık çıkarsa bu ülkeler, istedikleri zaman Yunanistan’ı Milletlerarası Daimi Adalet Divanı’na götürebileceklerdir ve bu konuda Divan’ın kararı kesin olacaktır. (Madde 16)

Bu anlaşma ile Yunanistan, ülkesindeki azınlıkların ve dolayısıyla Müslüman Türk azınlığın haklarını korumayı kabul etmektedir.