Dr. Sadık Ahmet


“...Ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk‘üm ve öyle kalacağım. Bu mesajımla Batı Trakya azınlığına sesleniyorum ve Türk olduklarını unutmamalarını söylüyorum.”
Dr. Sadık Ahmet

İkamet Tezkeresi Hk. DUYURU

Yabancılar Şube Müdürlüğünün Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne bağlanması ile İkamet Tezkeresi(Yeni veya Uzatma) almak durumunda olan soyadaşlarımıza duyrulur.

İstenilen Belgeler İçin Tıklayınız

 

 

Dernek Faaliyetlerimizi Twitter ve Facebook Adresimizden de takip edebilirsiniz.

BTTDD Belgeseli


Get the Flash Player to see this player.

Site İstatistik

BugünBugün20
DünDün825
Bu HaftaBu Hafta845
Bu AyBu Ay18041
ToplamToplam1180108

BATI TRAKYA TÜRK TOPLUMUNDA ÖRF VE ADETLER

Bütün Türk topluluklarında olduğu gibi, Batı Trakya Türk toplumunda da ailenin önemi büyüktür. Aileye verilen bu önem, günümüzde biraz zayıflasa da, temelde bir değişikliğe uğramamıştır. Gelenek ve göreneklerine bağlı bir toplum olan Batı Trakya Türklerinde aile kutsal bir kurumdur. Toplumu ayakta tuttuğuna inanılır. Hiç kuşkusuz, Batı Trakya Türk toplumunun çekirdeğini oluşturan ailenin oluşumu da bazı gelenekler ve göreneklerin uygulanması sonucunda meydana gelmektedir.
Ailenin oluşması evrelerini açıklamaya geçmeden önce, bazı bölgelerde küçük değişiklikler olabileceğini de belirtmekte fayda görüyoruz.
KIZ İSTEME
Batı Trakya Türk toplumunda ailenin oluşumu, oğlan tarafının kız istemesi ile başlamaktadır. Eski yıllarda oğlan ve kız birbirlerini göremiyorlardı. Şimdi bunun tam tersi yaşanmaktadır. Oğlan ve kız özgür iradeleriyle yuva kurmaktadırlar. Kızın istenmesinden önce her iki taraf da birbirlerinin aile durumlarını soruştururlar. Bu araştırma-soruşturma işlemi, genelde, köyün saygın kişileri ve akrabalar vasıtasıyla olmaktadır. Karşılıklı soruşturmalardan sonra, eğer karar verilmişse, oğlan tarafı kız tarafına dünür gönderir. Kız istemeye gidecek olan insanların, köyde yaşayan dürüst ve sözü dinlenen kişiler olması gerekmektedir. Kadın veya erkek olmasında da bir sorun yaşanmamakla birlikte, genellikle erkek gönderilmektedir. Kız istemeye giden kişilere “Dünürcü” denmektedir. Dünürcüler, mutlaka, Pazartesi ve Perşembe akşamları gönderilmektedir. Bu durum neredeyse kesin bir kural niteliğindedir. Kız evine giden dünürcüleri, kızın babası ve annesi karşılar ve en güzel odalarına geçirirler. Kız daha sonra dünürcülerin yanına gelmektedir. Karşılıklı olarak hal-hatır sormalardan sonra, istenen kız kahve getirmek üzere odadan uzaklaşır. Bu arada, kahveler gelinceye kadar değişik güncel konulardan sohbetler açılır. Kız kahveleri getirir. Eğer oğlanda gözü varsa ve onunla yuva kurmak istiyorsa, kahveyi tatlı yapar. Eğer oğlanı beğenmiyorsa kahve tamamen şekersiz yapılmaktadır. Bu gerçekte çok kritik bir andır. Kahve şekersiz dahi olsa, dünürcüler bunu ses çıkarmadan ve hiç belli etmeden içmek zorundadırlar. Kahveler içildikten sonra asıl konuya geçilir. Dünürcüler, “Allah’ın emriyle Peygamberin kavliyle kızınızı istemeye geldik” derler, böylece konu açılmış olur. Oğlan tarafı kendi tarafının durumunu ve oğlanın meziyetlerini ballandıra ballandıra anlatır. Kız tarafı ise bütün bunları dinler. Ilk defa gelen dünürcülere kesinlikle bir cevap verilmez. Kız, eğer, verilmeyecek dahi olsa, yine, “gene gelin” denir. Dünürcüler kız istemeye gittiklerinde, beraberlerinde herhangi bir şey götürmezler. Birinci defada cevap vermeyen kız tarafı, oğlan tarafını iyiden iyiye soruşturur. Dünürcüler ikinci defa gelir. Konu artık bilinmektedir. İkincide de cevap verilmez ve yine “gene gelin” denir. Fakat, kız verilecekse, ailenin tutumunda bazı yumuşamalar göze çarpmaktadır. Dünürcüler, nihayet üçüncü defa gelirler. Kız eğer verilecekse, mutlaka üçüncü defada verilir. Bu kesin bir kuraldır. Bunun aksi, kız tarafını, küçük düşürdüğüne inanılır.
MENDİL ALMA
Kız eğer verilmişse, kahve faslından sonra, gelin gidecek kız, bir tabla içinde gelen dünürcülere mendil getirir. Mendiller üçgen biçiminde ve beyaz renktedirler. Mendili alan dünürcü, tablaya hediyesini para olarak bırakır. Her mendil alanın para hediyesi vermesi adettendir. Kız tarafı, kızın verildiğinin bir işareti olarak, dünürcülere, oğlan tarafına götürülmek üzere, giyim eşyası ve tatlı gönderirler. Buna “mendil alma” denmektedir. Oğlan tarafına gelen dünürcüler, burada oğlan ve ailesi tarafından neşe içersinde karşılanırlar.
SÖZ DÜZME
Aradan bir iki gün geçtikten sonra asıl “söz düzme” denen olaya geçilir. Oğlan ve kız karşılıklı bir gün tayin ederek ve yanlarına ailelerini de alarak söz düzmeye gidilir. Her iki taraf da karşılıklı olarak birbirlerine giyim eşyaları ve altın takılar alırlar. Bu arada oğlan tarafı, kız evine gönderilmek üzere kuru yemişlerden ve şekerlerden oluşan çerezleri de alır. “Söz düzme” olayında, oğlan ve kızın her istediği alınır. Kızın beğendiklerini oğlan tarafı, oğlanın beğendiklerini de kız tarafı ödemektedir. Daha sonra, alınan takılar ve giyim eşyaları eve getirilir. Kızın eşyaları, kız evine göderilmek üzere oğlan tarafına, oğlanın eşyaları da kız tarafına götürülür.
SÖZ DİKİMİ
Daha sonra, “söz dikimi” sahfasına geçilir. Söz dikimi için akrabalar, komşular ve bu işten anlayan kişiler davet edilir. Söz dikicilerin hepsi kadın olmak zorundadır. Daha önceden oğlan evinin sandığında bulunan eşyalar çıkarılır. Büyük kumaş parçaları düz bir yere serilir. Kumaş yerine kadife de kullanılmaktadır. Yere serilen elbiselik kumaşların üzerine, kenarlarına oya çekilmiş, çember, krep, çorap, koku, ayna, altın türleri (genellikle bilezik, küpe v.b) ve işlemeli bohça türünden eşyalar konur. Bu eşyalar, çeyiz iğneleri ile, kumaşın üzerine tutturulur. Fakat, ilk iğneyi damat olacak olan oğlanın batırması gerekmektedir. Damatın bu hareketinin uğur getirdiğine inanılmaktadır. Bu arada oğlan da orada bulunan kadınlar tarafından tebrik edilir. Söz dikme olayı büyük bir sevinç içersinde yapılır. Dikilen sözler, akraba ve dostların görmeleri amacıyla duvarlara asılır. Genellikle üç adet bu tür dikimler yapılır. Bunlara “mendil karşılığı”, “tava karşılığı”da denmektedir. Sözün dikiminden sonra, yine dünürcüler vasıtasıyla kızın evine götürülür.
GÖRÜŞMELİK
Karşılıklı olarak söz getirip götürmeler bittikten sonra, “görüşmelik” denen başka bir geleneğe geçilir. Görüşmelik olayında amaç ailelerin tanışmalarıdır. Mutlaka kız evinde yapılır. Bu tanışma merasimine her iki taraftan da akrabalar davet edilir. Oğlan ve kız beraberce beğenip aldıkları elbiseleri giyerler. Kız evine gelen misafirler, kadınlar, erkekler ve gençler olmak üzere üç guruba ayrılırlar. Her zaman olduğu gibi yine kahveler içilir, sohbetler edilir. Oğlan annesi gelini gördüğünden dolayı, odanın içine kumaş veya kadife serer. Serilen bu kadifelerin üzerinden gelin yürütülür. Bu adete de “gelin yürütme” denmektedir. Kız ve oğlanın yüzük takılacak parmakları kırmızı bir şeritle bağlanır. Şeriti genelde ailenin en küçük bireyi kesmektedir. Bu gelenekte de, makas, ilk seferde şeriti kesmez. “bu makas kör kesmiyor” denir. Makasın kesmediğini gören damat bahşiş olarak para verir. Sonuçta şerit kesilir. Devamında da her iki taraftan gelen akrabaların ellerini öperler. Bu arada, oğlan tarafı kıza, kız tarafı da oğlana çeşitli para hediyeleri takarlar. En yakın akrabalar, genelde, altın takmaktadırlar. Bu olaya da “takı takma” denmektedir. Takı olayından sonra, oğlan tarafının getirdiği tatlılar (eskiden baklava şimdi ise pasta getirilmektedir) orada bulunanlara ikram edilir. Bu arada hatıra olarak fotoğraf ta çektirildiğini belirtmek gerekmektedir. Görüşmelik sona erdikten birkaç gün sonra, “tava açma” geleneği de yaşanmaktadır. Söz getirmeleri sırasında, kız evinin oğlan evine gönderdiği tatlı tepsisi veya çikolata kutusu, oğlan evine gelen kız tarafından açılmaktadır.
Görüşmelik olayından sonra, oğlan ve kız artık nişanlı sayılmaktadırlar. Eskiden nişanlı kalma süresi çok uzun sürerdi. Şimdilerde ise bu süre gittikçe kısalmaktadır. Görüşmelik ile düğün arasındaki zamanda, oğlan annesi sık sık gelini olacak olan kızı ziyaret eder. Her ziyaretinde de mevsime göre giyim eşyaları ve çerezler getirir. Bu gidip gelmeler esnasında, düğün hazırlıkları da konuşulur.
DÜĞÜN HAZIRLIKLARI
Düğün zamanı yaklaştıkça herkesi bir heyecan sarar. Eskiden düğünler Çarşamba günleri başlar ve Perşembe günü gelinin alınmasıyla sona ererdi. Günümüzde ise, genellikle Cumartesi Pazar günleri yapılmaktadır. Düğüne akrabalar ve dostlar davet edilirdi. Davet işlemi haneleri tek tek dolaşılarak yapılırdı. Fakat, kadın ve genç kızların davet edilmesi daha değişik oluyordu. Kadınlar ve özellikle de düğünde soyunacak olan genç kızlar, yine belirlenen genç kızlar tarafından, düğüne çağırılıyorlardı. Genç kızlar, topladıkları şimşir ağacı yapraklarını gümüş tellerle kaplayarak, çağırdıkları her genç kıza, bu yapraktan birer tane veriyorlardı. Yaprağı alan genç kız, düğünde sıraya oturmak üzere çağrılmış anlamını taşıyordu.
DÜĞÜN YEMEKLERİ
Düğünde genellikle koyun, keçi ve sığır kesilmekteydi. Kesilen hayvanların kafalarından paça çorbası yapılır ve hizmete gelmiş olan kadınlar tarafından yenirdi. Bu bu gün dahi böyle olmaktadır. Yemekleri ise, bu konuda uzmanlaşmış aşçılar yapmaktadır. Et yemeğinin dışında, kıymalı çorba, nohutlu pilav, kazeler (gaziler) helvası veya kaşık helvası, yoğurt, mevsime göre salata çeşitleri mutlaka bulunmaktaydı. Özellikle, çorba pişirilirken kemikler de içine katıldığından çok lezzetli olmaktaydı. Yemekler, köyün gençleri tarafından sofralar halinde misafirlere taşınır. Düğüne davetli kişiler, “sini” denilen ağaçtan yapılma yer sofrasına otururlar. Bütün yemeklerden sadece birer çanak getirilmekte ve ayran da tastan içilmekteydi. Yemek yeme işlemi bittikten sonra, sofradan kimse kalkmaz. Yemekte bulunanlardan herhangi bir kişi “sofra duası” okur. Eller yukarı doğru açılır ve Allaha, verdiği nimetlerden ötürü dua edilir. Dua bittikten sonra ise birkaç yudum yemek adetten sayılmaktadır. Yemek verme işlemi gün boyu devam etmektedir.
DÜĞÜN BAHŞİŞLERİ
Düğüne çağrılan kişiler mutlaka beraberlerinde bahşiş de getirmektedirler. Eskiden genelde, bakır kaplar, cam eşyalar ve para getirilirdi. Günümüzde ise ev eşyaları ve para verilmektedir. Akrabalık durumu da, bahşişin cinsini etkilemekteydi. En yakın akrabalar, altın lira, ev ve giyim eşyaları getirmekteydiler.
NİKAH
Nikah, köyün remi hatibi tarafından kıyılır. Hatip, önce oğlan evine gelir. Burada, kız evine gidecek en yakın akrabalar da bulunur. Hatip damata üç defa kızı isteyip istemediğini sorar. “Evet” demek yeterli olmayıp, net bir şekilde üç defa “istiyorum” demesi gerekmektedir. Burada da yine yemek hazırlanır. Oğlan tarafının rızasını alan hatip ve beraberindeki heyet, kız evine gider. Burada da kız tarafının en yakın akrabaları bulunur. Aynı şekilde kıza da sorulur, onun da rızası alınır. Yalnız burada bir fark vardır. Hatip, soru esnasında oğlanı gördüğü halde, kızı görememektedir. Son yıllarda bu konuda da yumuşamalar olduğu gözlenmektedir. Kızın rızası alındıktan sonra, nikaha, altın türünden bazı meblağlar konulur. Nikah bitiminden sonra, hatip bu durumu müftülüğe bildirir. Böylece resmi bir nikah kıyılmış olur. Nikah genellikle düğüne yakın bir zamanda kıyılır. Bunun yanında, güven sağlamak amacı
la çok önceden de nikah kıydıranlar olamaktadır.
TOPRAK BASTI
Görüşmelik ve nikah işlemlerinin sona ermesinden sonra, damat eğer başka bir köydense, kısacası yabancıysa, “toprak bastı” denilen bir adet yaşatılırdı. Evleneceği kızı görmeye gelen damat, köyün gençleri tarafından yakalanır ve toprak bastı denilen bir miktar para istenirdi. İstenilen rakam genelde, ilk başlarda çok yüksek tutulur ve pazarlık yapılırdı. Damat bu parayı vermediği taktirde, kızın köyüne istenmezdi. Zamanla bu konuda tatsız olaylar dahi yaşanmıştır. Bu adet her ne kadar yumuşamış dahi olsa hala devam etmektedir. Damattan alınan bahşiş, köy gençlerinin eğlencelerinde kullanılırdı.
DÜĞÜN
Düğün, eski yıllarda, hem oğlan hem de kız evinde yapılmaktaydı. Perşembe günü akşamı “kına gecesi” düzenlenir, kızlar ve oğlanlar birbirlerine maniler atarlardı. Bu maniler ve türkülerin bazıları şöleydi:

Dere gelir kütükten
İçilmiyor köpükten
Şu Kurcalı’nın kızları
Sevilmiyor ipekten

Pencereden baktırım
Elektriği çaktırım
Dikkatle akma çocuk
Öküzleri sattırım

Güle bindim gülmedim
Gülden düştüm ölmedim
Enim bir yarim var
Üç gün oldu görmedim

Türküler

HASTANE

Hastanenin şişeleri oynuyor
Doktor gelmiş yaracığımı ağlıyor
Annem babam bşucumda ağlıyor
Söyle de doktor söyle ölecekmiyim
Ölmeden yarimi görecekmiyim

Hastanenin önünden bir garip geçti
Iki sçz sçyledi derdimi deşti
Gidin sorun yarim enden mi geçti
Söyle de doktor söyle ölecekmiyim
Ölmeden yarimi görecekmiyim

YENİ CAMİ

YENİ Cami avlusunda namazımı kılsınlar
Gelinlik elbiselerimi baş ucuma koysunlar
Aklım büyük kendim küçük ben neler söyleyeyim
Karanlık yerlerde anneciğim ben nasıl yatayım
Karanlık yerlerde mevlam ben nasıl durayım

Yeni Cami çeşmeleri harıl harıl akıyor
Anneciğimin söylediği sözler ciğerimi yakıyor
Mezarımı mezarımı yol üstüne kazsınlar
Gelen geçen bir genö ölmüş eyvah yazık desinler
Gelen geçen ir kız ölmüş eyvah yazık desinler

Aklım büyük kendim küçük ben neler söyleyeyim
Karanlık yerlerde mevlam ben nasıl durayım
Mezarımı mezarımı kızlar kazsın dar olsun
Etrafında lâle sümbüller bol olsun.

Not: Yukarıdaki türküler ve maniler Kurcalı köyüne aittir.

Kız evinde, gelin olacak kıza kınalar yakılır. Kına yakmak için de davet gerekliydi. Kızlar “sıra” denilen tahta oturaklara otururlardı. Bu arada türküler de söylenir ve oyunlar oynanırdı. Kız evinde olan düğün daha kalabalık ve renkli geçmekteydi. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru oğlan tarafı damadı da beraberlerine alarak kız evine giderlerdi. Bu götürme işleminde, damatın en yakın ve samimi arkadaşları ona eşlik ederdi. Bazı kına gecelerinde davul –zurna da bulunurdu. Karşılıklı oyunlar oynanırdı. Damatın arkadaşları geline para takarlardı. Bu günümüzde de böyle devam etmektedir.
DÜĞÜN ALAYI
Düğün alayı eskiden hayvan arabaları ile yapılırdı. Şimdilerde ise özel arabalar kullanılmaktadır. Düğün alayına katılacak olan arabalar sabahtan daha süslenmeye başlanır ve üzerleri kilim ya da kepe denilen örtülerle kaplanırdı. Hayvan arabalarının içersine iki sıralıya oturak konulur ve gençler buralara otururlardı. Gelin alayına genelde gençler çağrılırdı. Gelin alıcılar kız evine hareket etmezden önce, bir grup genç, kız evine gider ve “yastık” denilen eşyaları alırlardı. Bu eşyalar genellikle dokuma gömlek olurdu. Bu gençler bir nevi haberci niteliğindeydi. Gençler oğlan evine döner dönmez, gelin alayı hareket ederdi. Kız evine ulaşan gelin alıcılar, kadın ve erkekler olmak üzere ayrı ayrı evlere geçirirlerdi. Burada kahveler içilir ve gelin dışarı çıkıncaya kadar burada beklenirdi. Eskiden, gelin alayına damat iştirak etmezdi. Günümüzde ise damat da alaya katılmaktadır. Gelin alayına başkanlık eden, genelde oğlan babası , amcası veya da çok yakın akrabalarından bir tanesi olurdu. Getirilen kahvelere karşılık, alay başkanının kahve fincanı ters kapanır ve böylece bahşiş vermesi istenirdi. Gelin, oğlan tarafının bir yakını tarafından evden dışarıya çıkarılır ve arabalara bindirilirdi. Bu arada alay hayvan arabasıysa, boyunduruğun çivisi, ailenin en küçük çocuğu tarafından saklanır ve alay başkanından bahşiş istenirdi. Bahşiş almada sıkı bir pazarlık yapılırdı. Arabaya binen gelinin yanına, daha sonra koltuğuna girecek olan genç bir bayan otururdu. Gelin alayı hareket ettikten sonra, kız annesi veya akrabaları tarafından, arabanın arkasından pirinçli su dökülürdü. Yol boyunca, gelin alayının önü urganlar çekilerek kesilir ve bahşiş istenirdi. Bu sık sık tekrarlanırdı. Yoluna devam eden gelin alayı, kesinlikle geldiği yoldan gitmezdi. Alayın geldiği yoldan dönmesi uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Yol boyunca mutlaka da bir çay üzerinden geçilir ve mendil atılırdı. Oğlan evine yaklaşan gelin alayı davul- zurna ile karşılanır ve yavaş yavaş ilerlerdi. Gelin alayının oğlan evine varması akşam saatlerine kadar sarkardı. Bu zaman diliminde genç erkekler alayın önünü keser ve oynarlardı.
DAMAT TRAŞI
Gelin alayı oğlan evine ilerlerken, damat adayı da hazırlıklarına başlar. Damat ilk önce bahçede traş olur. Traş esnasında, berberin sol koluna, damatın ailesi tarafından bir mendil bağlanır. Bağlanan bu mendile de, berbere takılan paralar tutturulur. Damat traşı kasıtlı olarak uzun sürdürülür. Traş esnasında, damat ve arkadaşları oyunlar oynarlar. Yine bu arada, damata, ailesi ve arkadaşları takı takarlar. Bu takılar genellikle paradır. Traşın bitiminde damat arkadaşlarının eşliğinde giyinmeye alınır. Damat, burada arkadaşları tarafındann giydirilir. Damatın bütün bu hazırlıkları bittikten sonra, artık beklemeye başlanılır.
GELİN İNDİRİLMESİ
Damatın evine ulaşan gelin alayını, burada, büyük ve heyecanlı bir kalabalık bekler. Bilhassa kadınlar gelini görmek için sabırsızlanırlar. Kalabalığın arasından üç kişinin yanyana geçebileceği kadar bir koridor açılır. Gelini arabadan, damatla beraber yürütecek olan genç bayanlar indirir. Tercihen yeni evli bayanlar seçilmekte ve damatın akrabası olmasına dikkat edilmektedir. Bu arada, bir kişi damata giderek gelinin hazır olduğunu bildirir. Damat elindeki torbadan şeker ve para fırlatarak dışarıya çıkar. Koridordan ilerler. Gelinin bir koltuğuna girerek ilerlemeye başlar. Daha eski yıllarda ise, damatın gelini kucağına alarak indirdiği söylenmektedir. Bu arada av silahları ile havaya birkaç el ateş edilir. Damat gelini odasına kadar götürür, bu esnada etraftan alkış sesleri duyulur. Damat gelini odasına bıraktıktan sonra dışarıya çıkar. Önce babasının elini öper. Daha sonra da arkadaşları tarafından terik edilir. Bu tebrikler esnasında damat, artık yalnız değildir. Çok güvendiği ve yakında evlenmiş olan bir arkadaşı ona eşlik etmekte ve bazı uyarılarda bulunmaktadır. Daha önceden, haberci olarak giden gençlerin getirdiği “yastık” açık arttırmaya çıkarılır. İlk değeri damat verir. Kıyasıya bir çekişme yaşanır. Damat ve arkadaşı artık yalnız kalmak zorundadırlar. Yeni evli arkadaşı damata bazı önemli öğütlerde bulunur. Bu öğütler ise bir sır gibi saklanır.
YUMURTAYA NİŞAN
Gelin alayı indikten sonra, yeni bir gelenek daha uygulanır. Köyün avcıları bir araya toplanır ve bir boş araziye giderler. Sıraya dizilirler. Yaklaşık ikiyüz metre uzaklığa, bir ağaç çubuğun ucuna yumurta bağlanır. Baştan başlamak kuralıyla, bütün avcılar sırayla ateş ederler. Amaç yumurtanın delinip akmasını sağlamaktır. Yumurta vurulana kadar mücadele devam eder. Yumurta vurulmadığı taktirde, mesafe daha da azaltılır. Yüzlerce hatta binlerce fişenk harcanır ve sonunda yumurta vurulur ve akmaya başlar. Yumurtayı kim vurmuşsa büyük bir alkış alır. Bu arada damat da yumurtayı vuran kişiye gömlek , çorap ve avcı elbisesi gibi hediyeler verir. Bu olay, epey bir zaman kahve köşelerinde konuşulur.
GÜVEY KAPAMA
Karanlık basmaya başladığında, genelde akşam namazından sonra, damat artık gelinin yanına götürülecektir. Güvey kapama töreni için de kişiler özel olarak davet edilir. Bu törene sadece erkekler katılabilmektedir. Akşam namazını takiben, önce, düğünde olduğu gibi aynı yemekler verilir. Yemekten sonra, köyün hatibi davetlileri güvey kapamaya davet eder. Halkın önüne geçer. Bir tarafına damadı bir tarafına da babasını ve amcasını alır. Çeşitli dualar okur. Damat, babasının ve hatibin elini öperek gelinin olduğu odaya doğru sırtı okşanarak itilir. Damat gelinin yanına girince, burada da en yakın bayan akrabaları ona eşlik eder. Gelin ve damat, daha önceden gelin tarafının getirdiği baklavadan yerler. Yemek faslı uzun sürmez. Daha sonra küçük bir çocuk tarafından gelinin çorabı çıkarılır. Çorabın içinde ise adetlere göre mutlaka para vardır. Kısa bir süre sonra, damat ve gelin yalnız bırakılır. Bu arada gelin ve damatın iki rekat namaz kılması da adet olarak yerine getirilmektedir. Fakat, sabaha kadar, damatın en yakın bir bayan akrabası dışarıda nöbet tutar.
CUMA SABAHI
Akşamı birlikte geçiren damat ve gelin sabah erken kalkarlar. En yakın akrabaları, Cuma Sabahı el öptürmek üzere çağrılırlar. Damat ve gelin gelen akrabalarının elllerini öperler. Akrabaları hal-hatırlarını sorar. Onların karşılarına otururlar.
BÜYÜK GEZE
Düğünün sona ermesinden birkaç gün sonra, iki aile birbirlerine karşılıklı ziyaretlerde bulunurlar. Ilk önce damat tarafı, kızın evine davet edilir. Yine bu gelenekte de en yakın akraba ve dostlar toplanır. Damat ve gelin kız evine ilk girenler arsında olurlar. Damat ve gelini, kız babası kapıda karşılar ve el öpme adeti burada da tekrarlanır. Bu arada gelin ve anne-babanın birbirlerine sarılarak ağladıkları görülür. Gelen taraf ev içlerine davet edilir. Burada hal-hatır sorulur. Kahveler içilir. Yine düğün yemeklerine benzer yemekler hazırlanır. Yemekten sonra, gitme vakti geldiğinde, küçük çocuklar tarafından, damatın ayakkabıları saklanır. Bahşiş karşılığında ayakkabılar getirilir. Böylece bu gelenek de sona ermiş olur.
KÜÇÜK GEZE
Büyük Geze’nin bitiminden birkaç gün sonra, bu sefer kız evi kendi akrabalarını, damat evine getirir. Yemekler yenir. Sohbetler edilir.
GELİN BAŞI
Batı Trakya düğünlerinde gelinlerin başları büyük bir özenle süslenirdi. Kalınca bir kağıt karton silindir şekline sokularak, gelinin başına geçirilir. Daha çok ön kısmı yukarıya doğru kaldırılır. Bu karton parçası üzerine, köylü kadınlardan toplanan taşlı menekşeler ve dallar tutturulur. Karton parçası tamamen kapanana kadar süslemeye devam edilir. Süsleme bittiğinde karşıdan parlayan bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Daha sonra gelinin başından aşağıya doğru önüne gelecek şekilde gümüş teller uzatılır. Gelin başı süslemesi çok zor bir iş olduğundan, bunu köyün meziyetli kadınları yapmaktaydı. Bu kadınlara “Telci” deniyordu.