Dr. Sadık Ahmet


“...Ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk‘üm ve öyle kalacağım. Bu mesajımla Batı Trakya azınlığına sesleniyorum ve Türk olduklarını unutmamalarını söylüyorum.”
Dr. Sadık Ahmet

İkamet Tezkeresi Hk. DUYURU

Yabancılar Şube Müdürlüğünün Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne bağlanması ile İkamet Tezkeresi(Yeni veya Uzatma) almak durumunda olan soyadaşlarımıza duyrulur.

İstenilen Belgeler İçin Tıklayınız

 

 

Dernek Faaliyetlerimizi Twitter ve Facebook Adresimizden de takip edebilirsiniz.

BTTDD Belgeseli


Get the Flash Player to see this player.

Site İstatistik

BugünBugün26
DünDün613
Bu HaftaBu Hafta2726
Bu AyBu Ay12874
ToplamToplam1099026

                          24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması,Batı Trakya Türklerinin statüsünü tanımlamakta başvurulan, genellikle ilk ve tek anlaşma olarak karşımıza çıkmaktadır. Şüphesiz Lozan Barış Antlaşması, bölgede yaşayan azınlığın haklarını teminat altına alması bakımından, azınlık için en önemli anlaşma olmasına rağmen, bu anlaşma Batı Trakya Türklerinin statüsünü belirleyen ilk ve tek antlaşma değildir.  

                         Lozan Barış Antlaşması yanı sıra Batı Trakya Türklerinin statüsünü ve haklarını belirleyen diğer antlaşmalardan öne çıkanlar 1913 tarihli Atina Antlaşması ile “Yunanistan’daki Azınlıkların Korunmasına İlişkin Antlaşma” adını taşıyan 10 Ağustos 1920 tarihli Yunan Sevr’idir. Bunlardan Atina Anlaşması, azınlığa kendi müftüsünü seçme imkanı tanıyan hükmü içermesi nedeniyle, yıllardır süregelen Müftülük Sorunu bağlamında zaman zaman gündeme gelen bir anlaşma olmakla beraber Yunan Sevr’i daha az anılmakta ve birçok kimse tarafından bilinmemektedir.

                         Halbuki Yunan Sevr’ i, halen geçerliliğini korumakta ve Lozan Antlaşmasına nazaran barındırdığı farklı özellikleri nedeniyle ayrı bir önem arz etmektedir. Lozan Antlaşmasının aksine, Yunan Sevr’inin bahşettiği haklar ülkenin tümünde yaşayan azınlıklara tanınmakta, yine mütekabiliyet prensibinden farklı olarak bu anlaşma Yunanistan’ı tek yanlı yükümlülük altına sokmaktadır. Ayrıca, anlaşma, imzalandığı tarihten sonra Yunanistan’a katılacak topraklarda da geçerli olacağı hükmünü içerdiğinden, 1947 tarihinde Paris Antlaşması ile Yunanistan’a bırakılan Rodos ve İstanköy adalarında yaşayan Türkler için de uygulanma alanı bulunmaktadır.  Öte yandan anlaşma ile tanınan hakların uygulanmasında bir ihtilafın ortaya çıkması durumunda konunun Birleşmiş Milletler Yüksek Adalet Divanı’na taşınabilmesi, anlaşmanın uygulanmasının denetlenmesi bakımından son derece önemlidir.. 

                         Ancak Yunanistan, 1981 yılında Türkiye’ye gönderdiği nota ile Yunan Sevr’inin, sonradan imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın 37-45 maddeleri ile aynı hakları bahşettiğinden bahisle geçerli olmadığını ileri sürmüştür. Kanımızca Yunanistan’ ın geçersizlik nedeni olarak ileri sürdüğü bu tezi son derece zayıf ve göstermeliktir. Zira, Lozan Barış Antlaşması’nın son senedinde 16 numara ile kayıtlı olan protokolde “ İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya ve Yunanistan hükümetleri, işbu konferansta yapılan barış antlaşmasıyla, Yunanistan’daki azınlıkların korunması konusunda başlıca müttefik devletlerle Yunanistan arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr’de yapılmış anlaşmanın yürürlüğe konulmasını gerekli kıldığı kanısına varmışlardır.” denilmektedir. Yine Protokol’e göre bu iki anlaşmanın onay belgeleri Lozan Anlaşması ile birlikte sunulacaktır.

                         Hal böyle olunca Lozan Anlaşması, 1920 Yunan Sevr’ini kaldırmak şöyle dursun 16 numaralı protokol ile onu teyit etmiş ve hatta onaylanmasını istemiştir. Nitekim Yunanistan o zamana kadar onaylamadığı Sevr Antlaşmasını 29 Eylül ve 30 Ekim 1923 tarihleri arasında tasdik belgeleriyle onaylamıştır.

 Yunanistan’ ın bu anlaşma ile bağlı kalmak istememesinin nedeni Yunan Sevr’ inin tek yanlı taahhüt olması ve Batı Trakya dahil tüm ülkede ve bu arada Rodos ve İstanköy’de de uygulanabilir olmasıdır. Yunanistan Yunan Sevr’ini reddetmekle azınlık konusunu Batı Trakya’ya hapsetmeyi amaçlamakta ve giderek Lozan Anlaşması’ndan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmayı hedeflemektedir.

                         Peki yukarıdan bu yana önemine değindiğimiz Yunan Sevr’i Yunanistan’da yaşayan azılıklara (Türklere ) ne gibi haklar getirmektedir ?

                         Yunan Sevr’i ile Yunanistan, ülkesinde yaşayan azınlıklara (Türklere); “Hiçbir ayrım gözetmeden hak eşitliği sağlayacağını, onlara dil, soy veya din farkı gözetmeden hayat ve özgürlük koruması getirip herkesin dinini özgürce yaşamasını sağlayacağını, azınlıkların (Türklerin) yasa karşısında diğer Yunan Vatandaşları ile eşit olacağını, onların medeni ve siyası haklardan ayrım yapılmaksızın yararlanacağını, işe alınma ve memur olma konusunda din ve inanç farkının etkili olmayacağını, azınlıkların (Türklerin) özel işlerinde ve yayınlarında istedikleri dili kullanabileceklerini, mahkemelerde ve sair resmi makamlarda bu konularda kolaylık sağlanacağını, harcamaları azınlıklara(Türklere) ait olmak üzere onlara dini, sosyal müesseseler ve okullar kurma, işletme ve denetleme hakkını vereceğini, vakıfları tanıyacağını ve yeni vakıfların kurulması hususunda kolaylıklar sağlayacağını” taahhüt etmektedir.

                         Görüldüğü üzere Yunan Sevr’i barındırdığı ayrıcalıklar yanı sıra sağladığı haklar bakımından da en az Lozan Barış Antlaşması kadar önemli bir anlaşmadır. Bu nedenle her platformda dile getirmeyi alışkanlık haline getirdiğimiz Lozan Barış Antlaşması ile birlikte Yunan Sevr’ine de atıfta bulunmak Yunanistan’da ve özellikle Rodos ve İstanköy’de yaşamakta olan soydaşlarımıza getireceği yarar tartışmasızdır.                  

 

                                                                      

                                                                                                  Selam & Saygılarımla